Yetim Kız 

Kategori: Ilahiler on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış

Yetim Kız Izlemek Icın Tıklayın

Sahura kalkalım 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış
Sahura kalkalım
Mehmet Talü
Milli Gazete, 23.09.2006
milli@milligazete.com.tr


Yüce ALLAH’ın lütfu ile sağlık ve esenlik içinde, Müslümanlar olarak arınma ve yenilenme bilincimizin tazelendiği, ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta huzur, dayanışma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı, manevi derecesi çok yüksek ve kazancı pek büyük olan af, mağrifet ve bereket mevsimi yeni bir Ramazan ayına ulaşmış bulunuyoruz, elhamdulillah. Ramazan Ayına bir kez daha erişmenin, sahura kalkarak bu ayın manevi atmosferine girmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Hepimize mübarek olsun! Amin

Üzülerek belirtelim ki, huzur ve maneviyat iklimi olan bu Ramazan ayına da dünyada ve yakın çevremizde savaşın, şiddetin, sonu gelmez kin ve ihtirasın, düşmanlık ve ayırımcılığın kol gezdiği, bütün vicdan sahiplerini âdeta acı ve gözyaşına boğduğu bir ortamda giriyoruz. Hiçbir din, hiçbir mezhep ve sağduyu sahibi hiçbir insan, masum insanları, kadın ve çocukları, sivil yerleşim mekânlarını hedef alan saldırıları, gerekçesi ne olursa olsun onaylayamaz.

Aziz vatanımızda asırlardır bir arada karşılıklı barış, sevgi, saygı ve huzur içinde yaşayan milletimizin birlik ve dirliğine yönelik her türlü iç ve dış tehdidin, terörün ve bunun yol açtığı gözyaşının son bularak, yerini birbirimizi olanca farklılıklarımızla severek ve sayarak barış içinde yaşama sorumluluğunun, kardeşlik ve vatandaşlık bilincinin alması, ülkemizde, İslam aleminde ve bütün dünyada barış ve huzurun egemen olması bu mübarek ayda bütün inananların en içten temenni ve niyazıdır.

Ramazan ayı, nefislerin terbiye edildiği, yoksulların doyurulup gözetildiği, sevap ve mükafatın arttığı, af ve mağfiretin çokça ihsan edildiği bir aydır. Tutulan oruçları, kılınan teravih namazları, okunan hatim ve mukabeleleri, iftar ve sahurları, dua, tövbe, zikir ve niyazları ile baştan sona bir feyz, rahmet ve bereket ayıdır.

Sahura kalkıp bir şeyler yemek-içmek ve sahuru münasib vakte kadar tehir etmek: Oruçluya müstehab olan şeylerdendir. Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:

“Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.” (1) buyurmuşlardır.

Sahura kalkmak; dua ve ibadetlerin kabul edilme vakti olan seher vaktinde uyanık olmaya, Cenab-ı Hakk’ı zikretmeye ve O’na dua etmeye, neticesinde de ilâhî feyizlerden istifade etmeye sebep olur. Ebu Saidi’1-Hudri (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz:

“Sahur yemeği yemek, berekettir. Bir yudum su ile de olsa onu terketmeyiniz. Şüphesiz sahur yemeği yiyenleri Allah Teâlâ mağfiret eder, melekler de onlar için istiğfar ederler.” (2) buyurmuşlardır.

Sahura kalkmak, vereceği güç ile gün boyu açlığa katlanmada kolaylık sağlar, oruçlunun şevk ve canlılığını artırır, açlığın sebep olabileceği huysuzluğun giderilmesini temin eder. İbn-i Abbas (R.A.) den rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V.):

“Sahur yemeği ile gündüzün orucuna, kaylûle (öğlen) uykusuyla da gece ibadetine kalkmak için yardım isteyiniz.” (3) buyurmuşlardır.

Oruç tutan kişilerin Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenme konusunda dikkatli olmaları gerekir. Ramazan ayı süresince yetersiz, bilinçsiz ve dengesiz beslenmek sağlık sorunlarına yol açar. Oruç tutan bazı kimselerin, gün boyu aç kalacakları düşüncesiyle iftar veya sahurda gereğinden fazla ve hızlı yemek yemeleri, hazımsızlık, mide ağrısı, kabızlık, kan şekeri ve tansiyonda ani yükselmelere sebep olmaktadır.

Bu tür sağlık sorunlarından uzak kalabilmek için; iftar ve sahurda yavaş yavaş ve azar azar yemek yenilmesi, yemeklerin ağızda iyi çiğnenmesi gerekir.

Sahura kalkmadan tutulan oruç, depresyona neden oluyor

Sahura kalkmadan oruç tutulması aç kalma süresini artırıp, halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk, tansiyon ve kan şekerinin düşmesi, verimsizlik, depresyon, konsantrasyon güçlüğü ve dikkatte azalmaya sebep olmaktadır.


1) Buhari; Savm: 20, Müslim; Sıyam: 45, Tirmizi; Savm: 17
2)
A.b.Hanbel; 3/44, 4/370
3)
İbn-i Mace; Sıyam: 22, Hakim el-Müstedrek; 1/425

Ramazan da Nasıl Yemeliyiz? 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış

Toplumsal hayatımızda önemli bir yer teşkil eden Ramazan ayında dini bir vecibeyi yerine getirmek için oruç tutulmakta ve bununla birlikte bireylerin günlük yaşantılarında önemli değişiklikler olmaktadır. Ramazan ayında yapılan en önemli beslenme değişiklikleri arasında oruç tutan kişilerin günlük beslenme şekli ve öğün sayısını değiştirip üç ana öğün olan günlük beslenme düzeninin iki öğüne indirilmesi ve özellikle hamur işleri, tatlılar, kırmızı et, ekmek, pilav ve makarna tüketiminin artması yer almaktadır. Oysa oruç tutarken sağlıklı ve çeşitli besin seçenekleri ile yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması esas olmalıdır. Ramazan ayında bireylerin yaş, cinsiyet ve fiziksel aktivitelerine göre günlük almaları gereken enerji, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral oranlarının değişmediği ve bu süre zarfında da sağlığın korunması açısından yeterli ve dengeli beslenmenin gerekli olduğu unutulmamalıdır.

Yeterli ve dengeli beslenmenin ramazan ayında da sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az üç öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerekir. Sahurda sadece su içerek niyetlenmenin veya gece yatmadan önce yemek yemenin zararlı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bu beslenme tarzı yaklaşık 12 saat olan açlığı, ortalama 18 saate çıkarmaktadır. Bu da açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olmaktadır. Bu durumun aksine eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalı ve bu öğünde süt, yoğurt, peynir gibi besinlerden oluşan bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve kurubaklagil yemeklerinden oluşan bir öğün tercih edilmelidir.

Ramazan’ın yemek kültürü açısından en bilinen özelliği iftar sofralarındaki çeşitlilik ve bolluktur. İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir. Kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında yüksek miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilebilir ve bu durum ilerleyen günlerde kilo alımına da zemin hazırlar.

Ramazan ayında en sık karşılaşılan sorunlardan biri de mide içinde bulunan yemek ve asitin yemek borusu içine doğru geri kaçması olarak tanımlanan reflüdür. Tüm bu rahatsızlıkların ortaya çıkmaması için sağlıklı beslenme önerileri çerçevesinde hareket edilmesi gerekmektedir.

Oruç tutmanın sağlıklı insanların metabolik dengesinde çok önemli değişiklikler yapmadığı, ancak bazı hastalıklarda (şeker hastalığı, karaciğer yetmezliği vb.) veya özel durumlarda (hamilelik ve emziklilik) olumsuz sonuçlar doğurabileceği göz ardı edilmemelidir. Kronik hastalığı olan kişilerin ilgili uzman hekime danışmadan oruç tutmamaları önemlidir.

  • Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.
  • Ramazan ayında öğünler; sahur ve iftarda iki ana öğün ile, iftardan sonra 1-1.5 saat aralıklarla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir.
  • Oruç tutanların mutlaka sahur yapmaları sağlığın korunması açısından önemlidir. Sahur yemeğinde süt, yoğurt, peynir gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir. Ancak gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketmesi; aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile unlu gıdalardan uzak durulması uygundur.
  • İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygundur. Yine enerji veren ancak kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.
  • Günde ortalama 2- 2,5 litre su içmeye, bununla birlikte enerji verirken sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve suları, soda, sebze suları vd. içmeye özen gösterilmelidir.
  • İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.
  • Yemekleri hızlı yemekten kaçınmalı, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek yenilmelidir.
  • Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra birer saat ara ile her seferinde azar azar küçük porsiyonlar şeklinde beslenilmelidir.
  • İftar yemeğinden hemen sonra televizyon veya bilgisayar karşısına geçmek, koltukta dinlenmek yerine biraz hareket etmek, kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olması açısından yararlı olmaktadır.
  • Ramazan ayında yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle ızgara, haşlama ve fırında yapılan yemekler tercih edilmeli, kavrulmuş, tütsülenmiş ve kızartılmış besinlerden uzak durulmalıdır.
  • Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kurubaklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih edilmelidir.

Kaynak: Ramazan Ayında Sağlıklı Beslenme Önerileri, TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ BASIN AÇIKLAMASI, 12.09.2007

RAMAZAN AYININ FAZİLET VE ESRÂRI 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış
  • Mubârek Ramezân ayı, çok şereflidir.
  • Bu ayda yapılan, nâfile nemâz, zikr, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlar gibidir.
  • Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir.
  • Bu ayda bir orucluya iftâr verenin günâhları afv olur. Cehennemden âzâd olur. O oruclunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruclunun sevâbı hiç azalmaz.
  • Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de afv olur. Cehennemden âzâd olur.
  • Ramezân-ı şerîf ayında, Resûlullah (s.a.v.), esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi.
  • Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur.
  • Bu aya saygısızlık edenin, günâh işliyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer.
  • Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir.
  • Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.
  • Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir.
  • Kur’ân-ı kerîm, Ramezânda indi.
  • Kadr gecesi, bu aydadır.
  • Ramezân-ı şerîfde, iftârı erken yapmak, sahûru geç yapmak sünnetdir. Resûlullah (s.a.v.) bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. İftârda acele etmek ve sahûru gecikdirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısı ile herşeye muhtâc olduğunu göstermekdedir. İbâdet etmek de zâten bu demekdir.
  • Hurma ile iftâr etmek sünnetdir.
  • İftâr edince, (Zehebez-zama vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) düâsını okumak, terâvîh kılmak ve hatm okumak mühim sünnetdir.
  • Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslimân afv olur, âzâd olur.
  • Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.
  • Şeytânlar, zincirlere bağlanır.
  • Rahmet kapıları açılır.


Kaynak: Mektubat Cilt 1, 45.Mektup

Oruçtaki Güzellikler 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış
Oruçtaki Güzellikler
Mahmud Sami Ramazanoğlu

Alimler demişl erdir ki: oruç ve açlıkda on güzel haslet vardır:
l. Açlıkta kalb safası, gönlün hakka inkıyadı, göz keskinliği vardır.
Tokluk ise aptallık ve tenbellik verir, basireti kör eder. Dimağda buharı fazlalaşdırır, bu sebeble kalbde bir ağırlık olur. Söylenen fikirlere intikal ve intibak edemez, esrarı anlayamaz.
2. Açlıkta rikkat-i kalb olur. Kalb safası da insanı münacatın lezzetini idrak etmeye hazırlar, zikrinin ve sair ibadetlerinin te’sirini görür.
3. Kalbde züll ü inkisar olur, şımarıklık gider. Cenab-ı Hakk da hadîsi kudside: “Ben, benim rızam için kalbi münkesir olanlarla beraberim”, buyurmuştur. Lüzumsuz ferah ve tuğyanın başlangıcı olan, aynı zamanda büyük mahrumiyetlerin sebebi olan iftihar ve böbürlenme duygusu gider. Nefis açlıkla kırıldığı kadar hiç bir şeyle kırılmaz.
4. İnsan açlıkda belaları unutmaz, zararlara ve afetlere duçar olanları unutmaz. Tok olan açları unutur, aç olanlar ise açlığın ve belaların elemlerini bilirler. Elemli fakirleri ve zayıfları unutmazlar.
5. Açlık bütün ma’siyet arzularını kırar, devamlı kötülüğü emreden nefsin (nefs-i emmarenin) üzerine basar.
6. Açlık, insana betaet ve hamakat veren fazla uykuyu defeder. Çok yiyen ise çok içer, çok içen çok uyur, çok uyuyanın gafleti artar. Kimin gafleti artarsa hüsrana uğrar ve nedameti artar.
Bu sebeble meşayih-i kiram müridi ere: “Çok yemeyiniz, çok içmeyiniz, bu sebeble çok uyursunuz ve hüsrana uğrarsınız” diye buyurmuşlardır.
7. Açlıkta ibadete devam kolaylaşır. Toklukta ise ibadet zorlaşır, ibadete devam ise daha güçleşir.
8. Açlıkta bedenler ve uzuvlar sıhhatli olur, hastalıklar def olur. Çünkü umumiyetle hastalıkların sebebi çok yemek, çok içmek, çok uyumak, kan fazlalığıdır. Hastalık ibadetlere mani olur, kalbi huzursuz eder, ibadet şevkini kırar.
9. Gayet sade bir hayat sürer, sıkıntısı olmaz. Az yemeği itiyad edinen az mala kanaat eder. Bu sebeble Rasûlullah -sallallalahü aleyhi ve sellem-: “İktisada riayet eden fakra duçar olmaz.” yani maîşetinde orta yolu tutan fakir olmaz buyurmuşlardır.
10. Açlıkta sadakasını gönül huzuru ile verebilir, yemeğinin fazlasını yetimlere, miskinlere dağıtır, kıyamette de sadakası altında gölgelenir.

TAKVA İÇİN ORUÇ

Cenabı Hakk Azze ve Celle ayeti kerimede: “Orucun farzıyyeti sizin ittikanız için” buyurmuştur. Çünkü oruç insanın kuvvei şehvaniyyesini kırdığı gibi nefsin heva ve hevesini kırarak bütün azalan günahdan, isyandan ictinab ile zühd ü takvaya sebeb olacağı beyan buyurulmuştur. Çünkü insanların dünyevî mesaisi iki şeye münhasırdır: Biri tatlı tatlı yiyip içmek arzusudur. Diğeri de kuvve-i şehvaniyyedir. Bu iki arzu da ancak oruç ile men’edilmiş olduğu gibi tasfiye-i cesed ve bazı emraz-ı kalbiyyenin tathirine de oruç vesile olur. Ve tıbben de midenin tashîhine vesile olduğu malum, bir hakikattir.
Muhammed bin el-Haris -radıyallahu ahn- der ki: Beş zümreye beş şeyi sordum, hepsi de aynı cevabı verdiler:
1. Tabiblere devaların en şifalısını sual ettim: “Açlıktır ve az yemekdir,” dediler.
2. Hikmet ehillerine: “Allah’a ibadete en fazla yardımcı olan nedir?” diye sual ettim. “Açlıktır ve az yemektir” dediler.
3. Zahidlere, “Zühde en fazla kuvvet kazandıran nedir?” diye sual ettim. “Açlıktır ve az yemektir” dediler.
4. Alimlere, “İlim hıfzında en fazla yardımcı şey nedir?” diye sual ettim, “Açlıktır ve az yemektir” dediler.
5. Sultanlara, “Her vakit dikkatli bulunmanın çaresi ve en güzel, en lezzetli taam nedir?” diye sual ettim, “Açlıktır ve az yemektir” dediler.

Orucunuz hangi cinsten? 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış

Ahmed Şahin
Zaman

Efendim, hepimiz oruç tutmaktayız. Ama hangi oruç?.. Diyeceksiniz ki, hangi oruç ne demek? Orucun da hangisi olur mu, oruç işte.
Haklısınız. Öylesine tek tip oruç tutmuş, öylesine tek noktada sabit kalmışız ki orucun çeşitlerini dahi hatırlamaz olmuşuz. İsterseniz kaç tip oruç olduğundan söz edeyim bugün size de, görün oruç çeşitlerini ve tespit edin tuttuğunuz orucun hangisinden olduğunu.
Üç türlü oruç tutulur.
Avam orucu.
Havas orucu.
Havassın da havassının orucu.

Gördünüz mü oruç çeşitlerini? Önce avam orucuna bakalım. Aslında avam orucunu tarife hacet yoktur. Çünkü bizim tuttuğumuz oruç, avam orucunun ta kendisidir.

Nedir avam orucu?
Orucu bozucu hallerden uzak kalmak. Yemek yemeyip su içmemek. Yani sadece midesine tutturmak.
Demek ki avam orucunda korunan ve kollanan şey, sadece boğazından aşağıya bir şey geçirmemek, sadece mideyi muhafaza etmekten ibarettir.
Peki havas orucu?
Havassın orucu, mide ile beraber, diğer organlarına da oruç tutturmak. Ağzına, gözüne, kulağına, ayağına.
Ağzından günah olabilecek bir cümle çıkarmamak, dilinden gıybet, dedikodu gibi sözler sarf etmemek, ayağıyla haram olan yola yürümemek, kulağıyla haram olan sözler dinlememek, mânâsız, faydasız şeyler duymamaya gayret etmek… Gözüyle de harama bakmamak, kötülük seyretmemek, müstehcen olan manzaralara nazar etmemek. Ben oruçluyum demek.
Evet, bu da havassın orucudur. Demek havas, mideden başka diğer organlarına da orucu tutturuyor, harama baktırmıyor, harama yürütmüyor, haramı seyrettirmiyor, haramı dinletmiyor… Bunlar orucunu bozar, biliyor.

Gelelim havassın da havassının orucuna. Onlar bunlara ilave olarak kalblerine, gönüllerine, hayallerine de oruç tutturuyorlar… Meselâ, kalbine günah olan şeyleri getirmiyor, hayaline haram olan şeyleri aksettirmiyor… Yani hayaline de oruç tutturuyor, maddî organlarında bırakmıyor orucu, manevî organlarına da götürüyor, kalbine, gönlüne kadar vardırıyor, tam bir melek haline yüceliyor…

Şimdi sualimizi tekrar sorabilir miyiz:
- Kaç çeşit oruç varmış anladık mı?
* * *
Adamın biri veryansın ediyor konu komşusunun aleyhine. Yaklaşıp sitem ediyorlar:
- Amca bey böyle dedikodu yapma. Bak mübarek günlerdeyiz!
Gayet rahat cevap veriyor:
- Ne yapacaksın evlat, oruç kafayla durulmuyor ki!
İşte sana tam bir avam orucu. Bol gıybetli, dedikodulu…
Böylelerinden birini gören Efendimiz (sas) Hazretleri buyurmuş ki:
- Hayır, siz oruç tutmuyorsunuz! İsterseniz tükürün bakayım.

Tükürmüşler ki, kanla dolu. Buyurmuş ki: Bakın siz oruçlu değilsiniz, dedikodu yaparak konu komşunun etini yemişsiniz, işte kanı...

Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar? 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış

Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir. (5)

Üç Aylarda Oruç 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış

Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.

Seferi Hali ve Oruç 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış

Misafir olan kimsenin seferilik halinde iftar etmesi mübah ise de oruç tutması daha faziletlidir. Ancak oruçlu iken sefere ilk çıktığı gün orucu bozmaması gerekir. Bununla beraber yolculuğa çıktıktan sonra iftar ederse kefaret gerekmez, yalnız kaza icab eder.

Sefere  çıkmadan önce iftar edilir de sonra yola çıkarsa kefaret lazım gelir.

Gündüzün ilk vaktinde kasden orucunu yiyen kimse, sonra zorla sefere çıkarılmış olsa, keffaret üzerinden düşmez. Kendi arzusu  ile de sefere çıkmış olsa hüküm değişmez.

Ramazan’da Güneş Doğduktan Sonra Temizlenme 

Kategori: Biliyor musunuz.? on Cumartesi, Temmuz 26th, 2008 by admin | Yorum yapılmamış
Ramazan’da güneş doğduktan sonra adet ve lohusalıktan temizlenen bir kadın, eğer oruca aykırı bir  şey yapmamış ise, derhal niyet ederek oruca başlar. Bu şekilde orucunu tutmuş olur. (1)